Seray Sever ile başbaşa

April 20th, 2007

Yine yapmamalıyım dedim ve yaptım. Bir televizyon programına daha çıkmam derken Seray Sever’in programına konuk olarak katıldım. Amacım orada Gizli Kadınlar Örgütü kitabından bahsederken eğlenip gülmekti. Ama elimden tutarak sahneye çıkardı. Daha önce evli erkekler kulübünü tanıtmak için eğlenmek için birkaç tane bastırdığımız kitaptan edinip içinden sıkıştırmalı sorular sordu. (mesela bir kola makinesiyle kadın arasında ne fark vardır, ikisi de para atmazsan vermez ne demek şimdi gibi…) Bu arada programın uzun soluklu konuğu Erol Büyükburç oturduğu yerden sıkılarak yanımıza geldi ve eşiyle seks yapmak istemediği zaman giydiği uzun donu, seks yapmak istediği zaman giydiği kalpli donu anlattı. Ezildim büzüldüm. Güzel ve zeki bir kadın ama televizyonda rating kaygısı başka bir şey. Konu karımı etkilemek için ne gibi bir don giymem gerektiğine gelirken oradan ayrıldım. Aklımla etkiliyorum gibi saçma sapan ve ratingden uzak bir şeyler söylemeye çalıştım ve kaçtım. Çok acayip.

Sivilce :)

April 18th, 2007

Efendim yine konu kaynağımız reklamlar, sıkılmış olabilirsininiz ama ben yine de yazıcam. Aslında bu reklamlar var ya genel yapımızla ilgili bir çok ip ucu veriyor bize. Ya da bu reklamcılar bizi hakikaten çok salak sanıyor. Gelelim reklamımıza, efendiiiim reklamımız bir cilt temizleme ürünü reklamı. Bir abla var aynanın karşısında ve inanmiycaksınız ama abla sarışın:) neyse abla aynaya bakıyor ve “Eyvah bir tane sivilce çıkmış akşam partiye gidemeyeceğim” gibi bir cümle kuruyor ve ben o anda şuurumu yitirdim sandım. Nasıl yani? Kim bu kadar çeyrek akıllı olabilir ki? Üstelik sivilce görünmüyor bile ablanın suratında. Hayır kaldı ki göründü dünyanın sonu değil ya. Tam abla hayata küsecekken bir başka abla arkadan yırtık dondan çıkarcasına elinde malum kozmetik ürünüyle çıkıyor ve faydalarını anlatıyor. Meğersem onu sürünce sivilce bir kaç saat içinde kayboluyormuş, ve çeyrek akıllı ablamız da akşam partiye gideceği için çok mutlu oluyor.
Şimdi benim merak ettiğim acaba buna inanan ve bir sivilce yüzünden hayata küsen evinden çıkmayan insanlar varmıdır acaba? Cidden merak ediyorum ve canım hemcinsim hatun milletim bu kadar çeyrek zekalı mı? Ya da reklam sektörü erkeklerin elinde de kadınları iyice aptala çevirmek için uyguladıkları bir taktik mi? Ben şahsen hiç bir zaman sivilcelerimle küs olmadım onlar belli dönemlerde kırmızı kırmızı alnımda yanağımda hatta burnumun ucunda çıktıklarında bile ben dışarıya çıkabiliyor, partilere katılabiliyor:) ve onları kapatmak için ek bir şeye ihtiyaç duymuyordum hala duymuyorum.

Alt üstü bir sivilce ne kadar ciddi olabilir ki?

Param yok, pulum yok ama huzurum var.

April 17th, 2007

Çok bilmiş insanlar vardır hani kendilerini ulvi görevlere adamış havalarında sağ sola akıl verirler. Bir de dünyanın bütün sırlarını çözmüş tipler vardır oturup kitap yazarlar, yok efendim şöyle insan olunur böyle öküz olunur diye. Bütün bu insanların ortak bahsettikleri bir nokta vardır ki ben bunun bir pazarlama taktiği olduğunu düşünmekteyim.
Anahtar kelimemiz “huzur”…
Peki nerde bu “huzur” ?…
a) Huzur islamda
b) Parada
c) Yalnızlıkta
d) Cehalette
e) Hiçbiri

Bence huzur cehalette, evet kesinlikle cahil insan daha huzurludur, buna kalpten inanıyorum ben. Misal arkadaş toplantılarında bir konu ile ilgili bir tartışma çıkar. O konu ile ilgisi ve bilgisi olan herkes burnunu sokar ve yalan yanlış şeyler iddia edilir. Ama benim konu hakkında en ufak bir fikrim yoksa kenarda durur ve onları seyreder keyiflenirim, huzurluyumdur.
Ya da cahil bir ev kadını düşünün, sıradan bir evlilik çalışan bir koca bir kaç da çoluk çocuk tek dert yemek,temizlik,mahalle dedikodusu böyle bir senaryonun neresinde huzursuzluk olabilir ki? Çocuklar mesela agucuk bugucuk en büyük huzursuzlukları gaz çıkartamamak bu da geçici bir durum. Kesin kararım benim huzurun cehalete olduğundadır. Tez zamanda kitap okunup gereksiz bilgi depolama dönemi kapatılacaktır…:) Param yok, pulum yok bari huzurum olsun…

Şampuan

April 17th, 2007

İnsanlar artık uzaya yerleşim alanları kurmak için çözüm ararken bir şampuan firması laboratuarlarında süren yoğun çalışma sonucunda erkeğin saç derisiyle kadının saç dersinin farklı olduğunu bulmuş. Ne büyük olay, sanki belli değildi zaten farklı yapılar olduğunu anlamak için bence laboratuar çalışmalarına hiç gerek yoktu etrafımıza şöyle bir bakınıp etraftaki saçı olmayan yani kısaca kel olan insanlara bakmamız yeterli olacaktır.
Görsel reklamlarda kelliğe karşı kullanılan ilaçlarda mankenler çoğunlukta erkektir, öncesi ve sonrası görüntülerinde hep karşımızda bir erkek kafası vardır.
Kadın erkek tartışmaları zaten bitecek gibi değildir, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan misali. Lakin bu gibi reklamlar benim sinir katsayımı arttırmakta bu işin içinde hep bir feminist yaklaşım parmağı aramaktayım. Zaten yeterince farklı dünyalara, farklı düşünce yapılarına, farklı anatomilere sahibiz bırakın da kullandığımız şampuan aynı olsun. Ortak kullanım araçlarımız ve alanlarımız olsun. Eşler arasında “Git kendi şampuanını kullan benimkine dokunma” konuşmalarını duyar gibiyim, reklam sektörü şaheser yaratmaya devam ediyor. Bence bu çomak sokmaktır, öküzün altında buzağı aramaya zaten elverişli olan toplumun dimağsını burkmaktır. Bu benim bakış açım elbette fakat son günlerdeki erkekler için kadınlar için diye ayrılan pazarlama stratejilerini izledikçe gün geçtikçe paylaşımdan kopuyoruz gibime geliyor. Çok basit bir şey aslında minicik bir reklam filmi ne olabilir ki dünyanın sonunu mu getirecek diyenleriniz olabilir. Fakat yıllardır hep bu minicik şeyler bizi birbirimizi anlayamaz duruma gelmemizi sağlamıştır. Yıllardır kadın alışveriş manyağıdır, erkek futbol hastasıdır, kadına kredi kartını vermeyeceksin, erkeğin osu kadının busu derken gelinen nokta korkutucu. Soyut ilişkiler, güvensiz birliktelikler, kısıtlı ortak yaşam alanları ve daha bir çok etken sağlıksız iletişime neden oldu. Sonra otur da oku kişisel gelişim kitaplarını, yok efendim bilge adam Ferrarisini satmış da, yok efendim dostluk kurmanın yollarıymış da, iyi de iki kelimeyi yan yana getirip cümle kurma potansiyeline her insan sahip. Her insan kendini anlatabilme yeteneğine de sahip, hislerini duygularını dile getirebilme özelliğine sahip. Özgüveni yitirilmiş insanları yaratan sektör reklam sektörüdür bence. Mükemmel ve kusursuz şeyler görmekten ve iki cinsin farklı yapılarını sürekli gözüme sokan laflardan ve görüntülerden bıktım usandım ben. Kadın ve erkeğin birlikte uyum içinde yaşaması için formüller geliştirmekten ziyade anlayış gerekir.
Ben sevdiğim adamla aynı şampuanı kullanmak istiyorum…

Şukadarcık bişii yeterdi

April 12th, 2007

Bana özel bir durum sanıyorum ben genel olarak reklamlara gıcığım, evet gıcığım öylesine nefret ediyorum ki reklamlar başlar başlamaz iki elim kanda da olsa kanal değiştiririm. Takıntılıyım rahatsızım, hele ki böyle herşeyi basitleştirip bir parmak şıklatmak kadar kolay gösterince. Son günlerdeki takıntım “Tek taşsız evlilik teklifi mi olurmuş” sloganıyla reklam yapan adı lazım değil bir firma. Önyargılı mı davranıyorum acaba diyerek tiksine tiksine oturdum seyrettim reklamı baştan sona. Efendim reklamda bir sazan abimiz var sazan kadar olmasın birsürü bir şeyler yapıyor ablaya evlenme teklif etmek için yok kemancılar yok diz çökmek için minder yok kalpli pasla servisleri muhteşem bir ambiyans. Bütün bunları gören ablamız “damı buldu da kıllısını arıyor” tabiri caise ise “Şukadarcık bir şey yeterdi” diyor abimize tek taş pırlantayı kastederek. Bir kere ben tek taşsız da olsa, kemansız, mindersiz, diz çökmesiz, kalp şeklindeki pastasız evlilik teklifi için havada takla atacak birsürü hatun tanıyorum. Niye bu hatunlara yönelik reklamlar titreyerek ağlayan, her daim cicicliğinin ardına sığınan, böyle bir mahçup havalarda olan kadınlara yönelik yapılıyor? Adam zaten evlenince ayvayı yiyecek evlenmeden niye belini bükmek için gaza getiriyorsunuz ki? Ayrıca tek taş pırlanta dediğini Bülent ersoy takıyor, bana öyle kuşboku kadar bile olmayan bir tek taşla evlenme teklifi etmeye gelecek adamın alnını karışlarım. Olacaksa tam olacak, her sokak başında güya adı “tek taş” olanla olmiycak. Ayrıca bence hiç gerek yok tüketim manyağı olmak için gaza gelmemek gerek…

Çocuk da yaparım kariyer de!

April 10th, 2007

Hepsi hikaye!

Nişanlandığım zaman Başkanımın ilk sorduğu soru “çocuk düşünüyor musun?” oldu. Destur yahu belki de yürümeyecek. Belki çocuğum olmayacak. Belki..belki.. yani.

Çocuk olduktan sonra kariyer mi cepte bil edaları kesinlikle yarı tebessümlü “hadi ya” edasına dönüşüyor.

Fakat en ağır işlerin altından kolaylıkla kalkıp, işyerindeki sorumluluklarımızı soğukkanlılıkla yürütüyoruz bunun yanında basit bir kreş ayarlama işini yada bakıcı ayarlama işini Avrupa Birliğine girmek kadar zor ve karmaşık hale getirebiliyoruz.:)

Tüm bu karışıklıkları düzene oturtup, arada kendimize de vakit ayırıyor bir de üstüne kariyer yapabiliyorsak ki yapıyoruz da, hepimizin insan üstü yaratıklar olduğuna inanıyorum.

Tabi babaların da hakkını yememek lazım bu anlamda ama ben yine de aile, çocuk vs… durumlarının organize etme bölümünün, kadının elinde olduğuna inanıyorum.

Mesela her gün evdeki ekmekliği takip eden ve ekmek olup olmadığını bilen ; “akşam eve gelirken ekmek al” diye telefon eden bir baba var mı? Yada kaç tane var?

Genellikle, siz çalışıyorken, yada toplantının ortasındayken ve belki de o toplantı da memleketi kurtarıyorken! zart diye cep telefonun çalar açarsın “akşama bir şey lazım mı” diye soran kocanın sesini duyarsın.:) ve patronlarınızın gıcık bakışları altında “ekmek al” diye cevap veren kendi sesini duyarsın. :)

Bu basit bir örnek belki ama organize etme durumlarının nerelere indirgendiğinin en çarpıcı örneği bana göre.

Kadın olmak zor … kadın ve anne ve hatta çalışan anne olmak hepsinden zor. Organizatörler ordusu, aile bütünlüğünün gizli kahramanlarıyız biz.

Renk

İş yerinde ağlayabilmenin getirdiği statü

April 10th, 2007

Kadınların sevmediğim birçok huyunun yanında en tiksindiğim yanları ağlamaları, bunu da doğru zaman ve yerde yapabilmeleridir. Çalışmakta olduğum şirkette ne zaman bir kadının başı sıkışsa hemen ağlamaya başlar. Bununla hem statü kazanır hem de sıkıntısından kurtulur. Kazandığı statüyü yiyeyim size bir şey olmasın ama diğer erkeklerin ve özellikle de üst seviyedekilerin ağlayan kadınlara karşı gösterdiği “duyarlılık” benim sadece kadınların bu huylarıdnan değil genel olarak erkeklerin zayıflıklarından da tiksinmem için en önemli nedenlerden birini oluşturur.

Ağlayana prim verenin, erkeklerin haklarını bu tip iğrenç kadınsal yaklaşımlarla gasp edenlerin allah tepesinden baksın. Ağlamanın zayıflık olduğunu bilip kadınlara iş dünyasında güçlülük payesini verene ve kendini bokun içinden çıkarmak için ağlayan kadınlara da lanet olsun.

Veli toplantısı görmeden çocuk sevmemek

April 8th, 2007

Çocukların hayatımızda farklı bir alan açtığı, bizi bulunduğumuz yerden daha başka düzlemlere taşıdığı bir gerçek. Kimse bunun tersine gidecek bir şey söyleyemez. İlk adımlarını attıklarında, ilk dişlerini çıkardıklarında, ilk kez baba dediklerinde, ilk kez okula başladıklarında… Bütün bunları sırasıyla yaşadım ama, geçtiğimiz günlerde onun veli toplantısında gittiğimde hakikaten bambaşka bir hayata başladığımı hissettim.

Oğlan hakkında bir başkasının, benim bilmediğim şeyleri söylemesi, benim bilmediğim bir dünyadaki benim görmediğim zamanlarını anlatması çok acayip bir şeydi. Hele akıllı olduğunun söylenmesi, pısırık olmadığının ifşa edilmesi, hatta hızlı koştuğunu ifade edilmesi…

Anladım ki çocuğun ilk veli toplantısı boru değil… Bakalım daha neler göreceğiz…

Bıyıklı kadınların hakkı (!)

April 5th, 2007

Şu kadınlar bazen ne kadar da şirin olabiliryorlar. Kendi kendilerine bir platform kurmuşlar: Ka-der yani kadın adayları destekleme ve eğitme derneği… Çalışma hayatından kopmuş, asla kendini eğlendiriyor olma sıfatını üstüne kondurmayan bir avuç kadın. Kadınlar aktif politikada neden yoklar acaba neden onlara hiç adaylık düşmüyor gibi konularda erkekleri sorguluyorlar. Basında yer edinebilmek için boşta kalmış birkaç gazeteci insanı işin içine duhul etmişler. Nereden geldiği bilinmez bir miktar para ile Türkiye’nin dört bir yanını afişlerle donatıyorlar (donatella)… Afişlerin üstünde bıyık var ve altında soruyorlar: Acaba politikaya girmek için illa bıyıklı mı olmak gerekiyor?..

İsterseniz önce kadınların bu internet sitesini inceleyelim. Adresi ka-der diye çıkıyor hani kadersizlik kelimesine gönderme yapılarak… Siyaset okulu açmaktan 11 ilde birleşmeye, ortalığı faaliyet manyağı yapmaya kadar uzanan önemli misyonları var. Halkımızı bilinçlendirmek suretiyle kadınların politikada daha çok yer alması gerektiğini kafalarımıza kakıp bu konuda kamuoyu yaratacaklar. Bu arada yarattıkları kamuoyu desteğiyle bu derneğin içinden kaç kişi aktif politikaya haketmediği halde girecek konusu ve sorunsalını şimdilik kaydıyla başka bir yazının konusu yapalım.

(kendi resimlerine bıyık çizerek Ne yapıyorlar konusunu derinlemesine yorumlarla inceleyelim isterseniz:

- Toplumsal ve politik kültürdeki erkek egemenliğine karşı, kadınlık bilincinin yükseltilmesi, kadın sorunlarına karşı duyarlılığın artması için;
Bu noktada erkek egemenliğini tanımlamak lazım. Toplumun hangi kesimlerinde erkek egemenliği var belirtmek lazım. Erkek egemenliği olmayan kesimlerde bunun tersi durumların oluşup oluşmadığını “idrak etmek” lazım.
- Kadınların politikaya katılımını engelleyen ekonomik, sosyal koşulların, yasaların ve uygulamaların değişmesi, eşitlik politikalarının uygulanması için;
Sosyal koşul tamam da ekonomik koşulun içinden çıkamadım. Ne yani şimdi dernek olarak bağış toplayıp kadınlar için kampanya mı başlatacaklar? Bunun için niye para veriyorum?
- Kadınların karar verme mekanizmalarında ve politikada etkili temsilini sağlayacak pozitif ayrımcı, özel önlemlerin (kadın kotası gibi), anayasa, yasa ve tüzüklerle alınması için;
İşte zurnanın zırt dediği nokta burası: Kadınları aciz ve zavallı gösteren, toplumdaki imajını ayaklar altına alan kadın kotası konusu… Yani kadınlar diyor ki biz o kadar kötüyüz ki kendiliğimizden milletvekili olamıyoruz o zaman haydi bize ayrımcılık yapın bizi haketmediğimiz zaman ve yerlerde de özel kotalarla milletvekili haline getirin. Ayrımcılık bu… Kınından çıkan kılıç gibi… Bir kere çektiniz mi o zaman kadınların lehine ayrımcılık yapın ama aleyhine yapmayın demek gibi bir hakkınız kalmıyor. Eskiden osmanlıda dedikleri gibi kınından çıkan kılıç kan görmeden geri kınına girmez. Üstelik bunu yasa ve tüzüklere koymak istiyorlar utanmadan. Bu ülkede bütün iletişim şirketlerini kadınlar yönetiyor acaba onlardan biri çıkıp da yok deve diemiyor mu bu yaklaşıma? Kadınlar gününde de başbakanın koltuğuna oturup temsili olarak ülkeyi yönetmek isterler mi? Yuh bu yaklaşıma yuh… Beni de meclise sokmuyorlar ben de istiyorum tüzüklerde ayrımcılık yapılmasını…
- Kamusal yaşamda yer alan partili ve partisiz kadınların güçlendirilmesi, aday olmaya teşvik edilmesi, görünür kılınması için;
Partili ve partisiz kadınların teşvik edilmesi… Niye biz teşvik ediyoruz? Kendileri teşvik olsunlar. Onlar partiye girme ihtiyacı hissetmeyecek biz onları arkadan iteceğiz illa meclise girsinler diye öyle mi? Oohh ne güzel bulamadık böyle bir memleket. Bu bir tek bana mı saçma geliyor buna sesini yükseltecek bir tane bile kadın yok mu bu ülkede?
- Politik yaşamda ve karar verme mekanizmalarında yer alan kadınlar arasında; onlarla kadın hareketi arasında, kadın sorunları ve politikaları konusunda iş ve güç birliğinin gelişmesi için, mücadele ediyoruz.
Haydi gidip Tansu Çiller ile konuşun. Başbakan olduğunda bu konuda ne yapmış? Kadınlar için nasıl önemli işlere imza atmış? Yoksa yine kaldığı yerden klasik kadın tavırları takınarak erkeklere yalakalık mı yapmış? Etekle gitmek yerine ayağına postal mı giymiş? Haydi birlikte bakalım arşivlere… Hem iktidara gelince onu yapma hem de vayyy kadınlar eziliyor de…

Haydi canım haydi dükkanın önünü kapatmayın bekleme yapmayın. Beceriksizliğinizi kadınların ezilmesi, toplumun yaygın kadın düşmanlığı gibi konulara bağlamayın.

Alo Aşkım

April 3rd, 2007

Evlenmeden önce eşimle telefonda uzun uzun konuşurduk. :) Kapatma vakti gelince klasik aşık muhabbeti yapılırdı; “önce sen kapat…. Olmaz sen kapat…. Hadi kapat bak bekliyorum…” :) uzar giderdi. :)

Şimdilerdeki telefon görüşmelerimiz 5-6 cümlelik;
-akşama bişey lazım mı?
-yok
-başka bişey var mı?
-yok
-tamam öyleyse hadi bay!

Bu kadar:)

Peki şikayetçi miyim bu durumdan. Yok! :)

Bazen işyerinde eşiyle uzun uzun konuşanların ne konuştuklarını merak ediyorum. Akşam evde buluştuklarında konuşmalarına kaldıkları yerden devam mı ediyorlar yoksa gün boyu konuştuklarının üzerinden bir daha mı geçiyorlar acaba?

Peki işleri ayrı kategorilerdeyse birbirlerinin çalışma hayatlarının detaylarını dinlemekten sıkılmıyorlarmı ki?
Kimin yaptığı daha doğru bilmiyorum ama ben yine de “günün nasıl geçti” sorusuna karşılık “her zamanki gibi” demeye devam edeceğim. :)

Renk